Son günlerde Instagram’da dönen takipçi düşüşlerini duymuşsunuzdur. Sosyal medyanın şu an ara ara kaynayan en büyük kazanı bu. Bir gecede binlerce, hatta yüz binlerce takipçi kaybeden influencer’lar, ve içerik üreticileri var.
Haliyle herkesin aklında aynı soru: “Instagram sahte hesapları mı temizliyor?”
Aslında olay sadece bot hesap satın alanların yaşadığı kayıplardan ibaret değil; resmi biraz daha büyüterek bakmak lazım. Instagram uzun süredir girilmeyen hayalet hesapları, pasif, etkileşime girmeyen profilleri tek kalemde siliyor. Ama temizliğin sebebi ne olursa olsun, bu durum yıllardır halı altına süpürülen o can alıcı soruyu tekrar önümüze çıkardı: Rakamlar mı daha önemli, yoksa gerçekten izlenmek mi?
Şöyle bir 2000’lerin ortalarına, Facebook’un ilk zamanlarına dönelim; o zamanlar dijitalde var olmak çok başkaydı. Kadıköy Fame’ler, Beşiktaş Fame’ler, okul itiraf sayfaları… Her mahallenin, her okulun kendi dünyası vardı ve insanlar bir şekilde parlamaya çalışıyordu. Ama tüketim şeklimiz aşırı doğaldı. Yeni bir ayakkabı aldığımızda gidip mağazayı etiketlemiyorduk. Bir şeyi beğendiğimizde link kaydırmak yerine direkt arkadaşımıza “Bak şöyle bir şey var” diyorduk. Gittiğimiz restorandan memnun kalmadıysak bunu story atarak değil, akşam kahve içerken anlatıyorduk. Düşününce, sosyal medyanın en samimi, en kullanıcı dostu dönemi gerçekten o yıllardı.
Sonra ne oldu? Sosyal medya hayatımızın tam merkezine oturdu. Artık link bırakmak, ürün önermek ve günün her anını story atmak sabah yüz yıkamak kadar sıradan bir refleks halinde geldi. Hatta bazen bir mekana gidip paylaşım yapmayınca, oraya hiç gitmemişiz gibi hissediliyor.
Takipçi sayısı mı, Etkileşim mi?
İşte tam bu çılgınlığın ortasında, influencer dünyasındaki dengeler değişmeye başladı. Eskiden markalar bir isimle çalışırken ilk ve bazen tek olarak “Kaç takipçisi var?” diye bakardı; fakat artık o devir kapandı.
Artık markalar durumun farkına vararak şu soruların peşine düştü:
Bu içerik gerçekten kaç kişiye ulaştı?
Videoyu sonuna kadar izleyen kaç kişi var?
İçerik kaydedilmiş mi, altına yorum yapılmış mı?
Zaten hepimiz şahit oluyoruzdur: 100 bin takipçisi olan bir hesabın Reels videosu bazen 2-3 bin izlenmede kalabilirken öte yandan 20 bin takipçili bir içerik üreticisinin videosu yüz binlerce izlenmeye ulaşabiliyor.
Çünkü artık kullanıcı alışkanlıkları tamamen değişti; artık hesaplar değil, içerikler takip ediliyor. Keşfetinizde her gün karşınıza çıkan, videolarını bayıla bayıla izlediğiniz ama aslında takip etmediğiniz kaç hesap var? Muhtemelen sayısını unutmuşsunuzdur. Bazen haftalardır stalk’ladığımız bir hesabı aslında takip etmediğimizi fark edip şok oluyoruz. Yani demem o ki, takipçi sayısı ile gerçek etki arasındaki o bağ koptu kopacak. Bir insanı takip etmiyor oluşumuz, onun bizim tüketim kararlarımızı etkilemediği anlamına gelmiyor.
Sosyal medya her zaman herkesin kendini daha mutlu, daha kusursuz ve daha zengin gösterdiği bir vitrindi ama artık kimse bundan kolay kolay etkilenmiyor. İnsanlar o devasa rakamlardan ziyade, samimiyete ve kurdukları bağa bakıyor.
İşte “fake fame” (sahte ün) dediğimiz şey de tam burada çıkıyor. Fake fame sadece bot takipçi basmak demek değil; arkanda gerçek, kemik bir topluluk olmadan sadece rakamların arkasına saklanıp güçlü görünmeye çalışmaktır. Dışarıdan devasa duran bu profiller iş icraata gelince fazla etkili olamazken küçük ama samimi kitlesi olanlar satışları artırabiliyor hatta akım bile başlatabiliyor. Milyonlara hitap eden makro içerik üreticileriyle çalışırken de durum farklı değil. Önemli olan takipçi sayısı değil, o influencer’ın kitlesi üzerindeki gerçek dönüştürme gücü.
Nitekim Pandastic Studio olarak Panço ile aktif yürüttüğümüz geniş ölçekli influencer marketing çalışmalarında tam olarak bu ‘gerçek kitle gücüne’ odaklandık. Büyük toplulukları, yüzeysel metriklerin ötesine geçirerek, samimi ve organik bir bağ ile harekete geçirmenin dinamiklerini ekibimizin bu LinkedIn paylaşımında detaylarıyla ele aldık.
Algoritmalar artık sadece “büyük” olanı değil; insanları ekrana bağlayan, yorum yaptıran, kaydettiren yani gerçek bağ kuran içerikleri ödüllendiriyor.
Peki, Fake Fame Dönemi Gerçekten Biter mi?
Hayır, her zaman bir yolunu bulan çıkar. Ama şu bir gerçek ki, günün sonunda olay kaç kişinin seni takip ettiği değil; sesini çıkardığında kaç kişinin seni gerçekten durup dinlediği.
Bundan sonra ne mi olacak? “Kaç takipçisi var?” sorusu popülerliğini yavaş yavaş kaybedecek ve yerini “Bu insanı gerçekten dinleyen var mı?” sorusuna bırakacak.
Sonuç olarak; yaşanan takipçi düşüşlerini sadece teknik bir temizlik veya Meta’nın bir hatası olarak görmemek lazım. Bu, çoktan başlamış olan o büyük değişimin dijitaldeki somut bir yansımasıdır.